YOL

Önümde sonu gelmeyen bir yol
Yolun sonunda gülümseyen sen
Peşime sürüklediğim düş
Ve karanlığı bölük pörçük eden ses
Perde çektiğin gözlerindeki aydınlık 
Ürkütür oldu şu sükutun derbeder halinde
Gökte ışıldayan hatalarım 
Yeryüzünde solgun hayatım 
Başka bir samanyolunun en uzağında
Taa orada sevdiğim, işte sen 
Vuslat bekleyişinin hazin sonundayız seninle
Hicranın gölgesi de bizde bir silsile
Ortalığı verme velveleye
Karşıda bir tren istasyonu 
Nereye gittiğini bilmeden atlasam 
Nerede olduğunu bilmediğim sana gelir miyim 
Muamma, bilinmez, tahmin dahi edilemez 
Yanında olmak namümkün 
Sireni çalmakta, işitmekteyim 
Kim bilir vagonunda ne ayrılıklar yüklüdür 
Yüreklerdeki sarsıntı raylara ilişir de ben nasıl etkilenmem 
Yol titremekten, yüreğim üşümekten geri durmaz 
İçim en çok da kavuşmaları 
Bilhassa gecenin en demli saatinde olanını almaz 
Camımı tıklatan yosunlu deniz kokusu
Sağımda kalan yolcu gemisini işaret ediyor
Bir bağrış kopmakta, öteden beri duyulur
Yol yine durgun ben yine suskun 
Söz hakkı mürekkepte dursun 
Mürettebatın içinde kırgınlıklar, yalnızlıklar 
Bir karamsarlık sisinde hepsi boğulmakta
Her biri avazı çıktığı kadar susmakta
Ben ise buradan hepsini işitmekteyim 
Felaket, berbat, kötü üstelik çok 
Yanımda duran kahvenin kokusu kesilmiş 
Fincanın buz tutmuş
Bir kırk yıl daha seveceğim yokluğunu
Bir kırk yıl daha...
Seneye bugün belki hemen yarın 
Şu geminin güvertesinde olacağım bir başıma 
Ya da trenin en arka vagonunda yer alırım 
Yolun sonu neresi olur bilmem 
Tebessüm eden seni bulmanın hayaline 
Tüm galaksiyi fethedeceğim 
Ve günlerden sonra bir gün 
Ben yokluğunu değil seni seveceğim 
Üstelik yine bir başıma, sensiz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SESSİZCE

Kaleme Gelen Kelamlarım -I

KÜLBAHAR