KALABALIKTAKİ YALNIZLIĞIMA
İnsanın ruhu hasta olur mu hiç? Ben, kendi karanlık odalarımda bu sorunun yankılarını defalarca dinledim. Evet, olur. Benimkisi oldu. Üşütmüş olmalı, dedim hep. Bir cereyanda kalmışım; belki kapı aralığından sızan soğuk bir bakışta, belki sıcak bir sözün ansızın kesilmesinde. Ruhun soğuk algınlığı işte böyle başlar: Boğazında bir düğüm, gözlerinde bir ağırlık, ama ateşin yoktur. Yaş akmadan da ağlarsın içine içine. En derin ağlama, en sessiz olanıdır. Beden sakin, yüz dingin, ama içinde görünmez bir sel, her şeyi yerinden oynatır. Ben bilmem kaçıncı kez ağladım böyle. Mutluyken mutsuz hissettim. Bir gülümsemenin tam ortasında, yüreğime ansızın çöken bir kış. “Ama ben…” diye başlayan o yarım cümle, işte tam da bu çelişkinin dilidir. İnsan, aynı anda iki zıt iklimi soluyabilen tuhaf bir canlıdır. Peki, bu hastalık nerede başlar? Sadece kalabalıkta mı yalnızlaşırız? Kalabalık, yalnızlığı unutturacak bir panzehir değil, bazen onun aynasıdır. Onlarca insanın arasında, kendi sessizliğinin çı...